İş yaşamında "cehalet" ve "bilinç"

19 Aralık 2016

"Cehalet" kavramının tam karşıtı "bilinç"tir. "Cehaleti" kavramını  tanımlarken kullanılan, birbirini bütünleyen üç bileşen üzerinde durmalıyız: Birincisi, olay, olgu ve sürecin yarattığı etkinin hiç farkında olmamaktır. İkincisi, farkında olsak bile neyi, nasıl yapacağımız hakkında bir fikir sahibi olmamaktır; buna iş yapma metodundan yoksunluk da diyebilirsiniz. Üçüncüsü de, eksik ve yanlış bilgilere dayalı zihni modellerle davranmaktır.

"Cehaletin" tam karşıtı olan  "bilinç"  de üç bileşenden oluşur: İlk adım, yaşadığımız çevreyi  sezme, anlama ve açıklayabilmedir. İkinci adım, kendi olanak ve kıtlarını net olarak bilmedir. Üçüncüsü de gelecekle ilgili bir plana sahip olmadır.

Cehaletin tehlikesi artıyor

Cehaletin iş yaşamında yarattığı tehlike hızla büyüyor. Bilginin, bilinçli kaynak yönetiminin üretimde yarattığı olumlu gelişmeler yanında cehaletin iş yaşa olumsuzlukları etkile de büyüyor.

İletişimle erişilebilirliklerin artması, insanları yaklaştırdığı kadar yarıştırıyor da. Dünya üzerindeki insanlar arasında bağlantılar ve bağımlılıklar sosyal mesafe ayarlarını dinamik bir anlayışla yapmayı gerektiriyor.

Hızla ekonomideki etkisini artıran platform yapılarda varlığı koruma ve geliştirmenin temel değişkeni karşılıklı-bağımlılık ilişkileri ve etkileşimdir. Klasik rekabetin talep koşulları, faktör koşulları, karşılıklı-bağımlılık ilişkileri ve rekabet stratejileri, bilgi-odaklı üretim aşamasında değişikliğe uğruyor. Bu açıdan bakıldığında, cehaletin en ilkel düzlemi olan farkında olmama bütün zamanlarda olduğu gibi bugün uyumun önündeki engelidir. Çevremizde oluşan birçok olay ya da olgunun hiç farkında değilsek, o zaman iş yaşamının dinamik yapısı içinde yerimizi olmamız da mümkün değildir.

Çevredeki değişmelerden bilinçli bir şekilde etkilemeyen, ilgisiz ve amaçsız iş insanı günümüzde düşünülmemelidir.

Olay ve olgunun etkileri yaşanırken, zihniniz başka noktalara odaklanmış, başka alanlara yoğunlaşmışsa, gelişmeler ilgi menzilinizin dışında kalır; farkında olmadığınız için de bizi etkileme olasılığı olan gelişmeleri görmezden gelebilirsiniz. Başkaları için çok önemli olabilen gelişme karşısında biz hiç oralı olmayabilirsiniz.  Farkında olmama, cehaletin en ilkel düzeyidir; bir bireyin bütün davranışlarını kapsayabileceği gibi, ilgi alanı dışındaki olgularla sınırlı da olabilir. Çok ünlü bir fizik bilgini, sosyolojik çok temel bir kural söz konusu olduğunda beklenen tepkiyi vermeyebilir. Bu anlaşılabilir bir durumdur. Bizim burada tartışmak istediğimiz, yaptığımız işi doğrudan ve dolaylı etkileyen gelişmeler karşısındaki duyarsızlık ve farkında olmama durumudur.

Cehaletin ikinci bileşeni, gelişmelerin farkında olduğumuz halde ,'ne yapmamız gerektiğini ve nasıl yapacağımızı bilme' durumudur. Olguların etkilerini fark etmiş olsak da, bu etkiler karşısında ne yapmamız gerektiğine ilişkin bilgimiz ve fikrimiz yoksa tepkilerimiz cehalet düzeyinin tutarsızlıklarından kendi kurtaramıyor.  Ne ve nasıl yapacağımızı bilmemek de öğrenme ve anlama eksikliğidir;  iş yapma metodundan yoksun olmaktır. Öncelikle kendi emek ve zamanımızı, sonra erişebildiğimiz kaynakları israf eden davranışlara açık duran bir düşünce aşamasıdır. Sık yinelediğimiz bir uyarıyı burada bir kez daha tekrarlamada yarar var:" Metot o kadar önemsizdir ki, sadece esası etkiler!".

Cehaletin üçüncü aşaması, daha tehlikeli olan ve kaynak israf ettiren yanı ise eksik ve yanlış bilgiye dayalı davranıştır. Olguları adlandırmamız yanlışsa, kavramlarımız da yanlışsa, kavramlarımız ve düşüncelerimiz de yanlış olur. Düşüncelerimiz yanlışsa fikirlerimiz sağlıklı, projelerimiz kapsayıcı, uygulamalarımız tutarlı olamaz. Projelerimiz yanlışsa bütünlüğü olan davranışlar yerine indirgemeci mantık parçacı yaklaşımlar kararlarımızı bir uçtan ötekine salındırır; verimlik ve üretkenlik konusunda rakiplerimizin düzeyine yakalayamayız.

Cehaletin tuzaklarından kurtulmanın bilinen tek yolu işlerimizi  "bilinçli yapmaktır".

Bilinçli iş yapmanın kuralları

Bilgi çağının giderek yaygınlaşan, yoğunlaşan ve derinleşen insan ilişkileri, aynı zamanda karmaşıklık içinde yolumuzu bulabilmeyi de gerektiriyor. Bu gereklilik, bilinç ve bilinçli eylemin önemini artırıyor.

Bilinçli davranış dediğimizde de üç bileşeni vardır: Yaşadığımız çevreyi sezme, anlama ve açıklayabilme, kendimizi bilme ve gelecekle ilgili bir plana sahip olmadır.

İş insanları verilere erişmek, verileri uygun bir metotla enformasyona dönüştürmek, enformasyonu amaca uygun bilgi haline getirmek, bilgiye anlama derinliği katarak rekabet edebilir bir ürün ve bir metoda dönüştürmek gibi bir dizi etkinliğin sorumluluğunu taşır. İş insanları, çabalarının sonunda dünya genelinde, kendi işlerini etkileyen eğilimleri kavrayabilir; eğilimlerin fırsat ve tehlikelerini tanımlayabilir; kendi olanak ve kısıtlarını net olarak değerlendirebilir ve akılcı dengeler kurarak başarı sağlayabilir.

Temel amacımız maddi ve kültürel zenginlik üreterek insan yaşamını kolaylaştırmaksa, üretimin kaynaklarını verimli kullanmak zorundayız. Üretkenliği artırmak, cehalet düzeyini aşarak, bilinçli iş yapma düzeyine geçmekle mümkün.

Çok somut olarak şunu sormalıyız: Kararlarımızı etkileyen çerçeveleri çizecek kadar eğilim analizi yapıyor muyuz? Fırsat ve tehlike analizlerimiz, öngörme ve önlem alma disipliniyle üretiliyor mu? Kendi olanak ve kısıtlarımızla ilgili sağlıklı veri, enformasyon ve bilgiyle donanıyor muyuz? Ciddi anlamda kısa, orta ve uzun dönemli planlara sahip miyiz? Alternatif tepkilerimizi gözden geçiren bir bilinçle iş yapma tarzını koruyor ve geliştiriyor muyuz?

Toplumsallaştırma

Ülkemiz özelinde iş dünyasına baktığımızda, iş yaşamında  "cehalet" düzeyinden "bilinçli iş yapma düzeyine" geçişin en etkin gücü olan  "toplumsal tartışmada" ciddi bir eksiklik var. Siyasi ve ekonomik istikrar, fiyat istikrarı,  finansal ve mali sorunlar; daha güncel anlatımıyla kurlardaki değişme, faizler ve sermaye maliyeti vb. makro konular gerektiği kadar hatta gerektiğinden fazla kitle iletişiminde yer aldığı halde; iş yaşamında "cehalet" aşılması ve "bilincin" toplumsallaştırılmasını sağlayacak olan tartışmalar gerektiği kadar yapılmıyor.

Başta siyasi irade olmak üzere, bürokrasi, girişimci sivil örgütleri, diğer sivil inisiyatifler ve topluma söz söyleme hakkını kendinde görebilen hepimiz, teşvik sistemini sadece mekan ve parasal boyutunun ötesini görmeliyiz Girişimcimize yapılabilecek en büyük teşvik, yatırım yaparken doğru kararlar üretmesinin "bilgi desteği" sağlamaktır.

Daha net söylersek, yazılı ve görsel medyanın bugünkü  içerik üretimi ciddi biçimde eksiklidir; reel ekonominin en küçük teknik birimleri olan işletme yöneticilerine doğru karar alabilecekleri  enformasyon ve bilgi aktarırken, üst yapıların görünen yüzüyle ilgilenirken, altyapının belirleyici rolünü göz ardı eden  içerik ağırlık kazanmaktadır : Endüstri 4.0 aşaması bağlamında  analitik, akıllı ve bağlantılı ürünler, üç boyutlu baskı ve eklemeli üretim, insan kaynağı 2.0, platform yapılarının gerektirdiği anlayış değişikliği  gibi konuların da en az döviz kurları kadar tartışıldığı bir ortam yaratmazsak, fırsatları  gerektiği gibi  değerlendirme şansını yitirebiliriz.

YAZI HAKKINDA YORUMLAR
KONTİMDER Üyesidir.